GÖKÇEADA ŞAŞKINLIĞI! Serhan GÖKSU
13/10/2007

Türkiye Avcıları İnternet Sitesinde, Gökçeada’nın örnek avlak olarak kiraya  verilmesi (daha doğru deyimle, Gökçeadada keklik avının işletmesinin üçüncü kişilere verilmesi) üzerine başlatılan garip tartışmayı hayretle izliyorum.
Daha önce yine bu sitede yer alan bir yazımda, örnek avlakların hangi düşünce ile Kara Avcılığı Kanun tasarısına girdiğini anlatmıştım. (Bknz. Bir İbret Hikayesi. Serhan Göksu. Vakıf web sitesi ‘Avcılık’ bölümü) Yine Vakıf sitesinde yayımlanan “avcılık sistemi” yazısında, keklik avlağı olarak Gökçeada’dan bahsediliyordu.
Gökçeada’yı bazı avcıların yeni duydukları anlaşılıyor ama bu adanın, keklik avlağı olarak önemi uzun yıllardır biliniyordu. Keklik avı açılışlarında adada, benim bildiğim en az 20 yıldır, olağanüstü bir yoğunluk yaşanmaktaydı. Avcı arabaları açılış günü öncesinde Çanakkale araba vapur iskelesinde akşamdan kuyruğa girer, av köpekleri demir parmaklıklara bağlanır, sabah vapuru beklenirdi. Ertesi gün adada, ekmek de benzin de biterdi.
90 lı yıllarda, keklik avı açılışlarında Çanakkale ilinde görevli av koruma memurları, geçici görevle Gökçeada’ya gönderilirdi. 1-2 yıl, Bursa koruma ekibi de Gökçeada’da görevlendirilmişti. Bir yıl o kadar çok avcı gitmişti ki adaya, bu kadar avcının avlanmasının hem adadaki keklik populasyonu hem avcıların kendileri için ciddi sakıncalar taşıyacağını düşünen Gökçeada Kaymakamı, Av ve Yaban Hayatı Vakfının o zamanki Başkanı Süha Umar’ı aramış ve onunla yaptığı görüşmeden sonra, ‘Can güvenliği’ “gerekçesi ile, belli sayının üzerindeki avcının avlanmasına izin vermemişti. Ada, geçen seneki keklik avı açılışı Türkiye Avcıları sitesinde yazılınca daha bir tanındı. Adanın keklik avı yönünden özel ve ayrıcalıklı yerini neredeyse duymayan kalmadı.
Türkiye’nin, hemen hemen tamamını yaban hayatı araştırmaları ve avcılık amacıyla gezmiş birisi olarak, Gökçeada’nın, keklik varlığı açısından ülkemizin 1. numaralı keklik avlağı olduğunu söyleyebilirim. Bunun nedenlerini de yine daha önceki bir yazımda açıklamıştım.
Gökçeada’nın işletmesi birilerine verilince, avcıların büyük kısmı, -para ile avlanmayı düşünenler hariç- belki Gökçeada’da avlanacak olmasalar bile bu duruma tepki gösterdiler. Bu arada bazı avcıların Türkiye Avcıları Sitesinde, kiralanmış diğer avlak uygulamalarını örnek göstererek bazı hususları birbirine karıştırdıklarını, sonuçta da yanlış çözümler önerdiklerini gördüm.
Ama Gökçeada’ya gelmeden önce, devlet avlaklarının ve genel avlakların kiraya verilmesini veya özel kişi veya kurumlar eliyle işletilebilmesini yıllardır kimlerin istediğini ve ısrarla savunduklarını, kimlerin bu kiralama ve işletme  işlemine şiddetle karşı çıktıklarını açıklamak istiyorum.
Avcılar şimdi çok şikayet ettikleri duruma neden geldiler? Kara Avcılığı  Kanun tasarısının kanunlaşma sürecinde, devlet avlakları ile genel avlakların kiraya verilmesini ısrarla isteyenler ve savunanlar şimdi niye hiç seslerini çıkarmıyorlar? Bugünlere onların çabaları ile gelindiğini neden gururla anlatmıyorlar? Yoksa Türkiye’de avcılığın bugünlere gelmesinin vebalini taşımaktan korkuyorlar mı? Daha da vahimi, Türkiye Avcıları sitesinde, konuyu bilmeyenlerin veya bilerek çarpıtanların yaptıkları gibi, bu ağır vebalin Süha Umar ve Av ve Yaban Hayatı Vakfı üzerine mi yüklenmesini istiyorlar? Belki böyle olursa büyük mutluluk da duyacaklar ama yağma yok!
İnternetteki avcı sitelerini inceledim, avlakların kiraya verilmesini savunan avcılardan ‘tık’ yok. Halbuki yıllardır savundukları hatta hala Yaban TV de bile savunmaya devam ettikleri ‘avlaklar kiralanmalıdır’ görüşlerinin arkasında durmaları ve ‘Gökçeada kiraya verildi. Bu durum uygundur. Avcılığımız için bir kurtuluştur” demeleri ve bunu göğüslerini gere gere söylemeleri gerekirdi. Ama dedim ya nedense onlarda ‘tık’ yok! Peki kim bunlar?
1960 lı yıllarda başlayan ve avcıların her aşamasında katıldıkları toplantılardan da yararlanarak, 1980 li yıllarda, zamanın Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan Kara Avcılığı Kanun Tasarısında, devlet avlaklarının ve genel avlakların kiraya verilmesine ve işlettirilmesine olanak tanıyan hiç bir hüküm yoktu.
1990 lı yıllarda Tasarının TBMM deki görüşmelerine sivil toplum kuruluşları da davet ediliyordu. SİSİAD (Silah Sanayicileri ve İş Adamları Derneği), Av ve Yaban Hayatı Vakfı, Avcı Eğitimi Vakfı ve İstanbullu bir grup ‘avcı’ bunlar arasındaydı. Ayrıca, Atıcılık ve Avcılık Federasyonu da komisyonlardaki görüşmelere katılmaktaydı.
Genel avlakların ve devlet avlaklarının kiraya verilmesi, işlettirilmesi, Sayın Nevzat Ceylan’ın Milli Parklar Genel Müdürlüğü döneminde gündeme geldi. Aslına bakılırsa yaklaşımın savunulabilir bir yönü olduğu da söylenebilir. Şöyle ki: Üzerinde av bulunmayan geniş araziler vardı. Bu yöntemle bu arazilerde de av hayvanı üretilebilecekti.
SİSİAD, Mehmet Emin Bora başkanlığındaki Avcı Eğitimi Vakfı ile Ömer Borovalı, Mahmut Kulein başta olmak üzere bazı İstanbullu avcılar genel avlakların ve devlet avlaklarının özel kişi ve kurumlara kiralanabilmesini hararetle savunuyorlar, Av ve Yaban Hayatı Vakfı adına katılan Süha Umar ile Federasyon adına katılan Metin Sertoğlu ise buna şiddetle karşı çıkıyorlardı. Avlakların kiralanmasını isteyen gruba, 1998 den sonra Agah Egeli, Mustafa Ersu gibi İzmirli  bazı kişiler de katıldı.
Bakanlık üst kademesi de “ormanların kiraya verilmesi yapılaşmaya neden olur” endişesi ile kiralamaya karşıydı. Bu nedenle, Bakanlığı ikna edebilmek için, avlakların kiraya verilmesini isteyenlerin milletvekillerine verdirdikleri değişiklik önergelerinde, kiraya verilecek orman avlaklarında “sabit tesis kurulamaz vb” gibi ifadeler yer almıştı.
Av ve Yaban Hayatı Vakfı ve o zamanki Başkanı Süha Umar ısrarla Türkiye için ABD avcılık sistemini savunuyorlardı. Çünkü ABD’de kamu avlakları, kurallara uymak kaydıyla tüm avcılara açıktı ve kiralanamıyor, tahsis edilemiyordu. Federasyonun o zamanki başkanı Metin Sertoğlu da onlara destek veriyordu.
Tasarı Sayın Ceylan’ın görev süresi içinde kanunlaşamayarak kadük oldu. Sayın Nami Çağan’ın Orman Bakanı olduğu dönemde, Kara Avcılığı Tasarısı, Genel Müdürlük tarafından düzenlenen bir çok toplantıda tekrar tartışıldı. Umar ve Sertoğlu dışındaki katılımcılar yine ısrarla, genel avlakların ve devlet avlaklarının kiraya verilmesini savunuyorlardı. Bunlar arasında başı, İstanbul grubundan  Ömer Borovalı,  Mahmut Kulein, Ankara’dan Mehmet Emin Bora, İzmir’den Agah Egeli ve Mustafa Ersu çekiyorlardı. Orman Fakültesinden, uzmanlık alanı avcılık değil orman ekonomisi olan bir profesör, ülkenin bütünlüğü aleyhine faaliyetleri nedeniyle uzun yıllar Türkiye dışında yaşamak zorunda kalmış ancak döndüğünde ‘avcılık uzmanı!’ olarak Bakanlık kadrolarına dahil edilmiş bir kişi ve İstanbul Bakanlık Bölge Müdürlüğünden katılan bazı bürokratlar bu gurupla beraber hareket ediyordu. Hepsinin en büyük destekçisi ise zamanın Milli Parklar Genel Müdürü Hüsrev Özkara idi. Anfora Dergisini Av Günü Dergisi haline çeviren Kamil Üçbaş da, avlakların kiraya verilmesi için yoğun çaba sarfeden bu gruba destek veriyordu. Atıcılık ve Avcılık Federasyonuna, Merkez Av Komisyonunda asli üyelik verilmesi ve avcı eğitimi kurslarının atış derslerinin, belli bir bedel karşılığında Federasyon tarafından verilmesi kabul edilince, Metin Sertoğlu da yasaya itirazlarını sürdürmedi.  
Hüsrev Özkara o günlerde, muhtemelen Av ve Yaban Hayatı Vakfını da kiralamaya onay vermeye ikna etmek için, Süha Umar’ı aradı ve bir yaban hayatı koruma sahasını Vakfa avlak olarak kiralamayı teklif etti. Umar bu teklifi reddetti ve durumu daha sonra Vakıf Yönetim Kurulunun bilgisine sundu. Yönetim Kurulu Umar’ın kararını benimsedi ve destekledi.
Bu son Tasarının kanunlaşma süreci, Av ve Yaban Hayatı Vakfının kiralamaya ve daha avcılar aleyhine (örneğin av tezkeresi olanların avcılık sınavına girmeleri; avcılık belgelerinin her yıl para karşılığında vize edilmesi gibi) hükümlere karşı çıkmasını  ve bunların kanuna girmesini engellemesini önlemek için tam bir gizlilik içerisinde yapıldı. Yapılanların duyulmasını önlemek için o dönemde beni bile Avcılık Dairesinden –Mahmut Kulein ve Ömer Borovalı gibi kişilerin baskısı ile- uzaklaştırdılar.
Meclisteki görüşmeler ve diğer toplantılar Av ve Yaban Hayatı Vakfı ve Umar dışındaki katılımcılarla sürdürüldü ve sonunda da tasarı, avlakların kiralanması için yıllardan beri uğraşan kişilerin tam istediği gibi olmasa bile, avlakların işletmesinin üçüncü kişilere verilebilmesi hükmü eklenerek, kanunlaştı. Bu kişilerin tüm ısrarına karşın Kanunda avlakların “Kiralanabileceği” hükmüne yer verilmemiş olması sadece av kanununa yazarak kiralamanın yapılamayacağı gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Avlakların kiralanabilmesi için, Orman Kanunu, Mera Kanunu ve ilgili diğer kanunlarda da değişiklikler yapılması gerekmektedir.
İşte şimdi Türkiye Avcıları sitesinde sık sık ve en son Gökçeada nedeniyle şikayet konusu edilen Kara Avcılığı Kanunu, bu sayılan kişilerin eseridir. Av ve Yaban Hayatı Vakfı ve Süha Umar sonuna kadar Kanunun, avcılar ve avcılık aleyhine olan bu tür hükümlerini önlemeye çalıştılar ama tek başlarına kaldılar. İşin ilginci şimdi ‘Büyük Beyaz Adam’dan medet uman avcılar, tüm bu tartışmalar ve mücadele yürütülürken Borovalı, Kulein, Bora, Egeli, Ersu ve Üçbaş’ın arkasında yer aldılar. Bu nedenle şimdi kimden şikayetçi olacaklarını, kimlerden hesap soracaklarını doğru saptamalarında yarar vardır.
Biz yine Gökçeada’ya dönelim. Genel Müdürlük, avlakları “örnek avlak” olarak işletmeye verdiğinde, avlanmasına izin verdiği türlerin avlanma kapasitesini hesap ederek bir bedel belirlemektedir. Örnek; yaban domuzu, keklik, sülün vb. Tür sayısı arttıkça yıllık bedel de artmaktadır. Yine şartnamelerde, izin verilen türler dışında bedelli av yaptırılamayacağı belirtilmektedir.
Bazı avcılar Sarsılmaz Avlağında çulluk avının yasaklanması ile paralellik kurarak Gökçeada’da da keklik avlanmasını yasaklanmasını istemektedirler. Sarsılmaz Avlağı, keklik ve sülün için düzenlenmiş, bedeller bu iki tür üzerinden hesaplanmıştır. İhale bedelinin içinde çulluk yoktur. Bu nedenle usulsüz olarak düzenlenmek istenen çulluk avları, Av ve Yaban Hayatı Vakfının müdahalesi sonucunda iptal ettirilmiştir.
Kara Avcılığı kanununun bugünkü haliyle, bir türün bir avlakta doğal olarak bulunması veya üretilip salınması, avlağın  “işlettirilmesi” açısından belirleyici bir unsur değildir. Nasıl ki yaban domuzu örnek avlaklarında doğal olarak bulunan yaban domuzları avlattırılıyorsa, Gökçeada’nın kekliklerinde de durum aynıdır. Ancak, etik olarak doğal türlerin avlandırılması konusuna karşı çıkan avcılar haklıdır. Çünkü avlanan hayvanın yetiştirilmesine veya oraya yerleştirilmesine hiç bir katkısı bulunmayan kişiler bu hayvanların avlanmasından kazanç elde etmektedirler.
Gökçeada avlağının kira sözleşmesi iptal edilebilir mi? Bunun için ihale dosyasını, ihale sürecini incelemek gerekir. Eğer Kanuna ve Yönetmeliğe aykırı bir durum varsa iptal edilebilir.
Diğer taraftan, Kara Avcılığı Kanunu’nun 5.maddesine göre, örnek avlaklarda avlanma zamanını, günlerini ve limitlerini belirlemeye, Bakanlık yetkilidir. Yine Kanuna göre örnek avlaklarda avlanma izninin Bakanlıkça verileceği belirtilmektedir. Burada hukuken bir boşluk bulunmaktadır. “Keklik avlandırılması işi” ihale edildiği, saha kiraya verilmediği için diğer türler MAK kararları çerçevesinde bütün avcılara açıktır. Ancak, bu sahada diğer türlerin avcılar tarafından avlanabilmesi için avcılara “Bakanlıkça izin verilmesi şartı” bulunmaktadır. Yine Kanunla, bütün türler için Bakanlıkta bulunan “izin verme” şartının, Bakanlıkça 3.kişilere devredilip devredilemeyeceği konusu da, tartışmalıdır. Yine kanunen bu tür sahalar, “avlanmanın yasaklandığı sahalar” değildir. Bu nedenle işletme (avlatma) izni verilen türler dışındaki türlerin nasıl avlanacağı konusunda açıklık bulunmamaktadır.
Madalyonun bir de diğer yüzü var. Sahipli arazilerde “özel avlak” kurulması mümkünken, özel kişiler  ve kurumlar nedense bu konuda kılını kıpırdatmamaktadır. Ülkemizde sahipli araziler 27 milyon hektardır. Yani neredeyse avlakların yarısı sahipli arazidir. Bırakın devlet avlaklarını! İşte size istemediğiniz kadar sahipli arazi. Özel avlak kurmak istiyorsanız oralarda kurun.
Gelin itiraf edin! Yıllardır tüm bu gelişmeler olur, avcılığı öldürecek, avlaklarınızı elinizden alacak gelişmeler sizden yana görünen bazı kişiler tarafından tezgahlanırken, siz hepiniz hala 2 kuş fazla vurma derdinde idiniz. Avcılık 3 değil 5 gün, hatta haftanın her günü olsun; limitler artırılsın; bagaj limiti kaldırılsın; teyple avcılığa izin verilsin; ‘beeper’lar serbest olsun derdindeydiniz. Bir süre sonra avlanacak avlak bulamayacaksınız, bunun farkında değilsiniz. Bir kaç yıldır ülkenin her karış toprağı, avlak olarak belirleniyor. Şu anda yaklaşık 350-400 böyle saptanmış avlak, kiralayacak özel kişi veya kurum bekliyor. Devrek’te, Kızılcahamam’da, Mersin- Cehennemdere’de domuz avlaklar kiralandı bile. Daha nereler nereler üstelik. Yakında domuz bile avlayacak yer kalmayacak size. Avcılığın böylesine önemli bunca sorunu varken, avcılar günü kurtarma derdindeler. Yarını düşünen yok. Niye avcılık belgelerinin vize şartının kaldırılması için uğraşmıyorlar? Niye avlakların kirlenmesi, yaşama ortamlarının yok edilmesine karşı kampanyalar yürütmüyorlar? Bunları nedense kendi aralarında konuşup, çaba gösterme işini başkalarından bekliyorlar. Şimdi Gökçeada işini de Büyük Beyaz Adama havale etmenin peşindeler! Süha Umar ne der –buralarda yok bu günlerde çünkü- bilemiyorum ama bence avcılar, Ömer Borovalı’ya, Mahmut Kulein’e, Mehmet Emin Bora’ya, Kamil Üçbaş’a, Mustafa Ersu’ya gitseler daha iyi olur. Malum bizde bir laf vardır; ‘İti öldürene sürütürler!’ derler. Kim yaptıysa bu yanlışı, onların düzeltmesi daha doğru olur.
Bırakın bütün bunları, bir süre önce, Vakıf sitesinde Türkiye’de avcılık sistemi ile ilgili bir öneriyi görüşlere açtık. Öngördüğümüz sistem avcıların, avcı derneklerinin, avın ve avcılığın gerçek sahipleri olmasını öngörüyordu. Avlakların gözünü para hırsı bürümüş kişilerin eline geçmesini önleyecekti. 2-3 kişi dışında ilgi gösteren olmadı. En olmadık konuda sayfalarca yazı döktüren! Türkiye Avcılarından tek bir satır yorum veya görüş gelmedi. Haydi Vakıf önerisini beğenmemiş olabilirsiniz. O zaman Türkiye’de avcılık sistemi için siz bir öneri getirin, tartışılsın. En kötü sistem bile bugünkü sistemsizlikten ve kirala-kurtul yaklaşımından iyidir.
Geçen yıl Türkiye Avcıları Sitesinde “avcılık sistemi” ile ilgili bir başlık açılmıştı. Sitenin kurucusu Sayın Ali Yücel tarafından o bölümün “korumaya” alındığı da yazılı olarak açıklanmıştı. Buna bile bayağı ümitlenmiştik. Ancak bir sonuç çıkmadı. Düşünceler eyleme dönüştürülmedi.
Bugün ülkemizdeki avcılar rüzgarda savrulup duruyorlar. Ciddi bir örgütlenme içine giremiyorlar. Birlik, beraberlik yok. Doğru bir vizyonları, bu vizyonu gerçekleştirecek stratejileri yok. Avcıların liderliğine soyunanlar, aslında bugünün koşullarında gerçekleşmesine kimsenin izin vermeyeceği, çok gün avcılık, yüksek limitler, kuralsızlık gibi olmadık beklentilerini öne çıkarıp, bunları bütün avcıların isteği gibi göstererek, avcıları peşlerinden sürüklüyorlar. Yine bu kişiler aslında şimdi avcıların şikayet ettikleri Gökçeada gibi gelişmelerin ortaya çıkmasının da sorumlularıdır. Ve bizim avcılar hala onları el üstünde tutup, Av ve Yaban Hayatı Vakfına, Süha Umar’a çatıyor hatta her türlü terbiye sınırını zorlayarak ağızlarına geleni söylüyorlar.
Eğer biraz aklınız varsa yani bunları, gerçekleri bir türlü göremediğiniz, anlayamadığınız için yapmıyorsanız bırakın artık bu iki yüzlülüğü de avınıza, avlağınıza sahip çıkın. Yarın çok geç olacak! 
Saygılarımla. 
Serhan Göksu
Not: Gökçeadanın işletmesinin İstanbullu bir grup tarafından alındığı söyleniyor. Umarım bu grubun içinde İstanbullu avcılar da vardır. Yakında nasıl olsa bu da ortaya çıkar. O zaman belki bu yazdıklarım daha başka konulara da ışık tutar!